• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
Anasayfa arrow Etkinlikler arrow Anmalar arrow 2009 Katip Çelebi Yılı olacak
2009 Katip Çelebi Yılı olacak
Yazan Gazi İlköğRetim   
19.03.2009 18:25
 UNESCO, 2009'u Katip Çelebi yılı olarak ilan etti...
UNESCO 34. Genel Konferansı’nda 2009 yılında kutlamalarına iştirak edeceği yıl dönümleri listesine büyük Türk bilgini Kâtip Çelebi’nin 400. Doğum Yıl Dönümü’nü dâhil ettiğini resmen ilan etmiştir.

Denizcilik Müsteşarlığı da Katip Çelebi'nin doğumunun 400'üncü yıldönümü dolayısıyla "Deniz Seferleri Hakkında Büyüklere Armağan" adlı eserini yeniden yayımladı. "Tuhfetü'l-Kibar Fi Esfari'l-Bihar" yani "Deniz Seferleri Hakkında Büyüklere Armağan" adlı Katip Çelebi'nin kitabı İngilizce ve Türkçe olarak basıldı. Kitapta, Osmanlı İmparatorluğu'nun deniz seferleri, nerelere yapıldığı ve deniz savaş sanatının incelikleri gibi konular yer alıyor.

 

Kitabın tanıtım toplantısına Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da katıldı.

Binali Yıldırım, Katip Çelebi'nin sadece Türk-Osmanlı tarihinin değil dünya bilim tarihinin de büyük bir ittifakla kabul ettiği değerlerden biri olduğunu belirtti.

Yıldırım, PTT'nin Temmuz ayında Katip Çelebi adına anma pulu basacağını da söyledi.

Ertuğrul Günay da, 2009'un Katip Çelebi yılı olacağını hatırlatarak, Katip Çelebi'nin sadece Türkiye'de değil, daha geniş bir coğrafyada düzenlenen törenlerle anılacağını belirtti.

Katip Çelebi Kimdir?

Kâtip Çelebi, XVII. yüzyıl Türk ilim dünyasında pozitif ve hür düşünceyi temsil eden en önemli simalarındandır. Eserlerinin değeri ve önemi dolayısıyla gerek Osmanlı İmparatorluğu’nda gerekse Batı’da büyük ilgi uyandırmıştır.

Asıl adı Mustafa olan Kâtip Çelebi, Şubat 1609’da İstanbul’da doğmuştur. Hayatına ait bilgiler bizzat kaleme aldığı otobiyografilerinde ve yeri geldikçe öteki eserlerine serpiştirdiği kısa notlara dayanmaktadır. Enderun mektebinde yetişmiş bir asker olan babası O’nu beş altı yaşlarında iken ilme teşvik etti. Ordu kâtipliğinde bulunduğu için ulema ve halk arasında Kâtip Çelebi diye tanındı. Hacca gittiği ve baş muhasebeci ikinci halifesi olduğu için Hacı Halife ismiyle meşhur oldu. On dört yaşında Anadolu muhasebesi kalemine kâtip oldu. 1624 yılında Abaza Paşa isyanını bastırmak için Erzurum’a giden orduyla birlikte babasının yanında Tercan, 1626 yılında ise Bağdat seferine katıldı. Her iki seferde savaşın bütün safhalarına ve sıkıntılarına şahit oldu. Babasının arkadaşlarından Mahmud Halife tarafından Süvari Mukabelesi Kalemine tayin edildi. 1627-1628’de Erzurum kuşatmasına katıldıktan sonra İstanbul’a geldi ve yaklaşık iki sene Kadızâde’nin derslerine devam etti. 1635’te Sultan Dördüncü Murat ile Revan seferine katıldı. On sene kadar çeşitli savaşlarda bulunduktan sonra İstanbul’a döndü ve kendisini tamamen ilme verdi.

Gençlik yıllarını Osmanlı İmparatorluğu’nun doğusundaki savaşlara katılarak sürdürmüş olan Kâtip Çelebi için bu devreyi bir yüksek öğrenim saymak yanlış olmaz. Onun, on yıl Bağdat Seferi’nde olduğu gibi siperler ardında tanıdığı bu çetin hayatı, o yine de bir Cihad-ı Asgar (küçük savaş) saymıştır. Onun asıl savaşı onun tabiriyle Cihad-ı Ekber; bilgisizliği yenmek için yapılan savaştır. Gittiği yerlerdeki sahaf dükkânlarında gördüğü kitapların isimlerini yazan Kâtip Çelebi’nin okumaya olan düşkünlüğünün en önemli göstergesi kendisine kalan büyük bir mirası kitaplara yatırmasıdır.

Devrinin fazileti ve geniş bilgisiyle meşhur âlimlerden A’reç Mustafa Efendi’nin derslerine devam ederek onu kendisine üstat kabul etmiştir. Gerek hayat hikâyesinden gerekse devrinin kaynaklarından aşırı derecede kitaba düşkün olduğu anlaşılan Kâtip Çelebi en çok tarihi ve biyografik eserlerle meşgul olmuş, tarihi bir olayı anlatmak için birçok kitap karıştırmıştır. Arapça Fezleke’sini yazarken elinden 1300 eserin geçtiğini belirtmekte, bunu Takvîmü't-tevârih için de tekrarlamaktadır. En önemli eseri olan Keşfüz-Zünun'u 20 yılda yazan, 10,000 İslâm yazarının 14,500 eserini birer birer sayan ve içindekileri açıklayan bu bibliyografya sözlüğü, Alman bilgini Flügel tarafından Latince'ye çevrilerek 7 cilt halinde yayımlanmıştır. Tarih yazarken duygularını bir yana bırakarak tarafsızlığa bağlı kalmayı da savunan Kâtip Çelebi Osmanlı Devleti’nde Batı kaynaklarına başvuranların ilkidir. Faydalandığı eserleri eleştirmekten de çekinmemiştir. Özellikle bibliyografik eserlerini kaleme alırken fişler ve bazı kısaltmalar kullandığı anlaşılan Kâtip Çelebi edebiyat ve üsluptan çok manayı ön planda tutmuş, sözü uzatmaktan kaçınmıştır.

XVII. yüzyıl Osmanlı ilim ve kültür hayatına âdeta damgasını vuran Kâtip Çelebi, Türkiye’de olduğu kadar Batı dünyasında da büyük takdir ve şöhret kazanmış, eserlerinden hayranlık derecesine varan ifadelerle bahsedilmiş ve Franz Babinger O’nu Osmanlıların Süyûti’si olarak nitelemiştir. Kâtip Çelebi’nin çeşitli eserleri ve özellikle Keşfü'z-zunûn anil-esâmi ve'l-fünun Batı’da İslam araştırmaları yapan hemen herkesin müracaat ettiği temel başvuru eseri olduğu gibi Bibliothéque orientale üzerinden genel olarak bir ansiklopedi, özel olarak da bir İslam ansiklopedisi düşüncesinin doğmasında önemli etkide bulunmuştur. Onun eserlerinin bir kısmının çeşitli Batı dillerine tercümesi bunun sonuçlarından biridir.

O’nun düşüncesinin en önemli özelliklerinden biri de yaşadığı hayatın ve devletin önemini kavrayarak kendi toplumunu ciddiye almasıdır. Bundan dolayı hakkında yazı yazdığı hemen her konu o gün yaşanılan bir sıkıntıya cevap olmak üzere kaleme alınmıştır. Bu yüzden Kâtip Çelebi aynı zamanda yaşadığı döneme şahitlik yapmış bir düşünürdür. Ayrıca O’nu yaşadığı dönemdeki düşünürlerden ayıran diğer önemli bir özeliği de ilmin toplumsal hayatın devamı acısından ne kadar önemli olduğunu vurgulamasıdır. Hakikati arayıp bulma endişesi, fikirlerini savunmadaki cesareti, taassubun bütün şiddetiyle ayakta olduğu bir devirde, ihtilaf ve tartışma konularını tarafsız bir hâkim gibi ele alışıyla devrinin diğer âlimlerinden ayrılır. Yaşadığı çağın bilim anlayışının dar sınırları içinde kalmayarak, dünyanın yuvarlak olduğuna kanıtlar arayan ve batıdaki astronomi araştırmaları üzerine yazılan eserleri çeviren Kâtip Çelebi, döneminin koşullarını aşan bir bilim dünyasının ilk yaratıcılarından biridir.

Eserleri :

1 Keşfü'z-zunûn anil-esâmi ve'l-fünun (Bibliyografik eseri)
2. Cihannüma (Avrupa dillerine çevrilen coğrafyaya dair ünlü eseri)
3. Arapça Fezleke (Fezleket akvâl’l-ahyâr fi ilmi’t-târîh ve’l-ahbâr)
4. Türkçe Fezleke
5. Tuhfet’ül-kibâr fi esfâri’l-bihâr
6. Takvîmü't-tevârih
7. Kanunname
8. Tarîh-i Frengi tercümesi
9. Tarîh-i Kostantaniyye ve Keyasire (Revnaku’s-saltana)
10. İrşadü’l-Hıyârâ ila Tarihi’l-yunun ve’r-Rûm ve’n-Nasârâ
11. Süllemü’l-vusûl ilâ tabakati’l-fûhûl
12. Levâmiu’n-nur fi zulmeti Atlas Minur
13. İlhâmü'l-mukaddes min feyzi'l-akdes
14. Tuhfetü’l-ahyâr fi’l-hıkem ve’l-eş’âr
15. Dürer-i münteşire ve gurer-i münteşire
16. Düstûrü'l-amel fi ıslâhı'l-halel
17. Recmü’r-râcim bi’s-sîn ve’l-Cim
18. Beyzâvi Tefsirinin şerhi
19. Muhammediyye şerhi
20. Caciü’l-mütûn min cell’il-fünûn
21. Mîzânü'l-Hakk fi ihtiyâri'l-ahakk

 Katip Çelebi ve Mizanü'l-Hakk

 

Hilmi Yavuz

Osmanlı entelektüel tarihinin, hiç şüphesiz en büyük fikir adamlarından biri Katip Çelebi’dir. Prof. Hilmi Ziya Ülken, ‘XVII. Yüzyıl Osmanlı fikir tarihinde (...) mümtaz bir yeri’ olduğunu söylediği Katip Çelebi’yi, ‘Garb’a [Batı’ya] çevrilmiş düşünceyi hazırlayan sağlam realist görüşe sahip’ bir fikir adamı olarak niteliyor.

Bana göre, Çelebi için, ‘realist’ değil, ‘rasyonalist’ demek daha doğru olur. Çünkü Çelebi’nin öteki eserlerinin yanı sıra, Mizanü’l-Hakk fi İhtiyari’l-Ehakk’ı, Osmanlı düşüncesine rasyonalist bir dönüşüm edindirme bağlamında yapılmış en önemli katkıyı içerir. Mizanü’l-Hakk’ın ilk defa Tanzimat döneminin (Prof. Dr. Şerif Mardin’in deyişiyle) ‘ilk rasyonalisti’ olan Şinasi tarafından Tasvir-i Efkar gazetesinde, 1864 yılında tefrika edilmiş olması da, Şinasi’nin Katip Çelebi’ye karşı hissettiği entelektüel yakınlığın kanıtı olmak gerekir.

Kabalcı Yayınevi, Katip Çelebi’nin bu büyük eserini yakın bir tarihte yeniden yayımladı. Kitap, ilki rahmetli Orhan Şaik Gökyay hocamıza, ikincisi Prof. Dr. Süleyman Uludağ’a ait iki ayrı Türkçeleştirmeyi içeriyor. Gökyay, çevirisine ‘En Doğruyu Seçmek İçin Hak Terazisi’, Uludağ ise ‘En Doğru Olanı Tercih Konusunda Hak Ölçü’ başlığını yeğlemiş. Prof. Uludağ, ayrıca Gökyay çevirisinde bulduğu yanlışları da zikretmek gereğini duymuş (Ayraç içinde belirteyim: Bu etik bakımdan doğru bir tavır mıdır;- Gökyay’ın bu eleştirilere cevap verme imkanı bulunmadığına göre?)

Mizanü’l-Hakk’ın ‘Giriş’ bölümü Akli ilimlerin (Akla dayanan bilimlerin) gerekli oluşuna ilişkindir. Çelebi, Prof. Ülken’in de belirttiği gibi, İslam dininin felsefi ve akli ilimleri (’Yunan kökenli rasyonel bilimler’) ‘mutlak olarak hiçbir zaman reddetme[diğini], tam tersine, din ve felsefe ile aklı uzlaştırmaya çalış[tığını]’ göstermeye çalışmıştır: Çelebi için, Şer’i ilimlerin, Akli ilimlere ihtiyacı vardır: Bu konuda geometri bilmenin şer’i hukukun Adalet ilkesine göre hüküm vermede ne kadar zorunlu olduğunu gösteren örnekler de verir: Hendese (Geometri) bilen müftü ile hendese bilmeyen müftünün fetvalarını karşılaştırır: ‘Bir kimse boyu, eni ve derinliği dört zira bir kuyuyu kazmak için birini sekiz akçeye tuttu. O da boyu, eni ve derinliği iki zira olan bir kuyu kazdı; karşılığında dört akçe istedi. Fetva ettirdiler, hendese bilmeyen müftü dört akçe hakkıdır, dedi. Hendese bilen müftü, hakkı bir akçe, diye fetva verdi; doğrusu da budur, çünkü iki zira kuyu, dört zira kuyunun sekizde biridir, ücretin de sekizde bir olması gerekir.’ (Ayraç içinde belirteyim: Gökyay, Katip Çelebi’nin bu örneği Molla Lütfi’den aldığını öne sürer: Gökyay, Molla Lütfi üzerine yazdığı risalede, ‘hendese bilmeyen kadının hükmünde hata ettiği hikâyesin[e]’ daha önce de bazı metinlerde rastlandığını, Molla Lütfi’nin de Taz’ifü’l-Mezbah’ında bu hikâyeyi tekrar ettiğini bildirir.)

Katip Çelebi’nin, Mizanü’l-Hakk’da sadece Akli bilimlerle değil, aynı zamanda sosyal bilimlerle de yakından ilgilendiği görülüyor. Çelebi’nin, Düsturü’l-Amel adlı eserinde olduğu gibi, rasyonalist düşüncenin temelkoyucu ilkesi olan eleştirel (kritik) aklı, Mizanü’l-Hakk’da da ilke edindiğine tanık oluyoruz. Prof. Ülken, Çelebi’nin ‘müşahhas içtimai ve fikri meselelere cesur bir tenkid zihniyeti ile gir[diğini]’ belirtir ve Osmanlı medreselerine XVII. yüzyılda hakim olan skolastik zihniyetin dogmatik bağnazlığına karşı savaş açtığını söyler. Ülken’e göre, Mizanü’l-Hakk’ın ‘mühim olan ciheti, felsefi yeniliği değil, skolastik zihniyet karşısında aldığı cesur tavır, taassupla mücadeleye verdiği ehemmiyet, bilhassa bir nevi laiklik diye vasıflandırabileceğimiz geniş bir içtimai görüşe sahip olmasıdır.’

Osmanlı’nın kritik düşünce üretmediğini iddia edenlere duyurulur...

 

 


siTene eKle | Görüntüleme sayısı: 314 | Yazdır | e-Posta

  yoRum yaZ
RSS yorumları

Yorum yazabilirsiniz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

Gazi ilköğretim Okulu GaziBiriNci
Eğitim Bir Sevda İşidir. Eğitimin Gülen Yüzü.
Aman vermeyen şirinlikte bir muhabbettir eğiti[şi]m.

 
< Önceki

Üye Girişi






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

üyelikle ilgili

Lütfen üyelik bilgilerinizde ad ve soyadınızı tam olarak yazın. Aksi halde
üyelik kaydınız yapılmayacaktır. Teşekkürler...

GezginLer

Şuanda 24 konuk çevrimiçi