• Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
JA slide show
Eğitimin gülen yüzü:
Eğitim, bir sevdâ işidir... Eğitim, karşılıklı etkileşim demektir...
İletişime açık olmayı gerektirir. İletişime açıklık, doğruyu, güzeli, haklıyı birlikte aramaya hazır olmakla başlar. Aman vermeyen şirinlikte bir muhabbettir eğiti[şi]m. Unutulan, ıskalanan "sevgi" eğiti[şi]mle kanatlanır, dönenip yerleşir yüreklere; sürme diye çekilir gözlere. Eğitimi değerlendirmek, hayatımızı değerlendirmektir. Eğitimci olalım ya da olmayalım, yaşarken hepimiz eğitiliyoruz, eğitiyoruz.
Öyleyse gelin!
Hep birlikte sevgiyle sarılalım işimize...

More Komşi

 Filibe konsolosluğumuz basından orada olduğumuzu öğrenmiş. Aradılar ve bizi konuk ettiler. Hoş bir jestti. Genç ve cana yakın konsolosumuz İmren Hanım’ın sıcaklığı bize yalnız olmadığımızı hissettirdi. Buyurun >

Okulumuz Halk Oyunları Ekibi

Gazi 5.TÜYAP Kitap Fuarı'nda

 Gazi İlköğretim Okulu öğrencileri, öğretmenleriyle birlikte Adana'da 5. TÜYAP Çukurova Kitap Fuarı'na katıldı. Her sene öğrencilerimizle birlikte katıldığımız kitap fuarı gezimiz bu yıl da çok heyecanlı geçti. Fuara ilgi büyüktü. Buyurun >
Anasayfa
Vefatının 74. yılında Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle anıyoruz!
Yazan Gazi İlköğRetim   
27.12.2010 15:16

 Bundan tam 74 yıl önce bugün, 27 Aralık 1936'da büyük şair ve düşünür Mehmet Akif Ersoy Hakk'ın rahmetine kavuştu. Cemil Meriç, Mehmet Akif için, “Tufana yakalanmış bahtsız bir toplumu, gemisine çağıran bir nevi Nuh Peygamber” demiş ve eklemişti: “Akif hem bir ülkenin sesidir, hem de bütün bir kıtanın…" Akif'in çığlığına kulaklarımızı ve gönlümüzü açık bulundurarak Onu rahmetle anıyoruz.

İstiklâl Marşı'mızın şairi, vefatından sonra sürekli olarak halkın ve gönüllü kuruluşların ilgisiyle anıldı, hatırası yaşatıldı. 2006'da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen bir kanunla, 12 Mart, 'İstiklâl Marşı Günü' olarak ilân edildi. Böylece Âkif, vefatından 70 yıl sonra resmî olarak anılacak, hatırası yaşatılacak şahsiyetler arasına katıldı. Bugün de yurdun birçok köşesinde birçok kurum ve kuruluş şairle ilgili programlar düzenliyor.

♦ Mehmet Akif'le yapılan son söyleşi Gazi Teneffüs'te...

İstiklâl Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy 1873 yılında, tertemiz aydınlık bir yuvada dünyaya geldi. Tertemiz, aydınlık, dosdoğru bir hayat yaşadı. 63 yıllık hayatı bir destan güzelliğindeydi. Yaşadığı zaman milletimizin en zor zamanlarına denk geliyordu. Bu zor zamanlarda o, milletinin sesi oldu. Türk milletinin ezelden beri hür olduğunu, ebediyete kadar hür yaşayacağını haykıran en gür ses onundu. 86 yıldır bağımsızlığımızı onun mısralarıyla haykırıyoruz. Onun mısralarıyla heyecanlanıyor bayrağımız ve onun mısralarıyla bir başka dalgalanıyor göğümüzde.

 Milletimizin zor günlerini İstiklâl Marşı mısralarıyla bir kere daha yaşıyor, anlıyoruz. Çanakkale’de neler yaşandığını en güzel onun şiiri anlatıyor. O dönemin ibretlerle dolu hayatı Safahat’ta anlatılıyor en canlı şekliyle. Onun çileli; ama güzel hayatı Safahat’ın satır aralarından bakıyor bize.

İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Peygamberimiz’i çok severdi ve O’nun gibi 63 yaşında vefat etti. Vefat ettiğinde tarihler 27 Aralık 1936’yı gösteriyordu.

Yaşarken “Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecek?” mısraıyla hayatını anlatıyordu; ama aslında onun sesi çoktan Türk gençliğinin kalbine dolmuştu. Cenazesi bunun en güzel örneğiydi.

Mehmet Akif’in cenazesi İstanbul Beyazıt’tan kalkacaktı. Cenaze vakti yaklaşmasına rağmen ortalıkta kimse görünmüyordu. Biraz sonra, ortalıkta birkaç kişi ve çıplak bir tabut göründü. Bir fukara cenazesi olmalı diye düşünüyordu herkes. Biraz sonra biri elinde bayrakla cenazeye koştu. Bir anda yüzlerce genç ortaya çıktı. Bunlar üniversitelilerdi. Mehmet Akif’in cenazesinin buradan kalktığını öğrenmişler ve onu son yolculuğunda yalnız bırakmamak için koşarak gelmişlerdi.

Çıplak tabut üniversitenin al sancağına ve siyah Kâbe örtüsüne sarıldı. Eller üstüne yükseldi. Gençlerin elleri üzerinde mezarlığa kadar geldi. Onu taşıması gereken cenaze arabası boş olarak; ancak topluluğun en arkasında yer bulabilmişti kendine.

Bu gençleri kimse çağırmamıştı. Bu töreni biri organize etmemişti. Ama milletinin gönlüne taht kuran şaire yakışır biçimde uğurlamıştı milletimizin gençleri büyük şairi.

“İstiklâl Marşı’yla gömdüler. Fetihten beri şehrin toprağına kendi eseriyle gömülen ilk ölüydü o.”

 

 İstiklâl Marşı

 
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl.

 

Mehmet Akif Ersoy
(İstiklâl Marşı’nın ilk iki kıtası)
 

 Kalemiyle şair, kalbiyle Akif...

 

Cemil Meriç, Mehmet Akif için, “Tufana yakalanmış bahtsız bir toplumu, gemisine çağıran bir nevi Nuh Peygamber” demiş ve eklemişti: “Akif hem bir ülkenin sesidir, hem de bütün bir kıtanın… Bu çığlığa kulaklarımızı ve gönlümüzü açık bulundurmazsak hatalarımızın sonu gelmez.”

27 Aralık vatanı ve milleti için yaşanmış bir ömrü ardında bırakarak 27 Aralık 1936’da dünyaya gözlerini yuman Mehmet Akif’in vefatının 70’inci yıldönümü. Bu vefat yıldönümünde, Cemil Meriç’in alıntıladığımız cümlesine uyarak Akif’i anlama çabasıyla yakın dostlarının anlatımlarını aktarıyoruz:

Sözüne sadık Akif

Dostu Mithat Cemal Kuntay anlatıyor: “Meşrutiyet’in ilk seneleri, bir cuma, adam boyu kar yağdı. O gün Akif’in kullanmaktan hazzetmediği şeyler işlemedi: Araba, tramvay, şimendifer ve vapur... Çapa’daki bizim eve o gün sütçü, ekmekçi gibi adamlar bile gelmedi. Öğle yemeğinden sonra biz hâlâ ekmekçiyi beklerken, nihayet kapı çalındı; fakat... Akif Bey gelmişti! Bıyığının yarısı donmuştu. Şaşırdım. Nasıl geldiğini merak ettim. Beylerbeyi’nden nasılsa Beşiktaş’a bir vapur işlemişti. Beşiktaş’tan Çapa’ya bu havada bu karda, tipide yaya yürünülen mesafeye ben şaştıkça, Akif de benim hayretime şaşıyordu: ‘Gelmemem için kar, tipi kâfi değil, vefat etmem lâzımdı. Çünkü geleceğim, diye söz vermiştim.’ İnsanların birbirlerine verdikleri sözün bu kadar korkunç bir şey olması o gün beni ürküttü. ‘Akif’ dedim, ‘Sen eğer verilen sözün mânâsını bu türlü anlıyorsan bana izin ver de, ben bu türlü anlamayayım. Benim verdiğim sözün şiddetli lodosa bile tahammülü yoktur!’ ‘Ben böyleyim!’ dedi. ‘Ben de böyleyim!’ dedim. Bu vak’adan sonra, ona söz vermekten korktum.’

Dost Akif

Dostu Eşref Edip anlatıyor: “Mütareke zamanında idi. Bir gün Sebilürreşad idarehanesinde oturuyorduk. Neyzen Tevfik çıkageldi. Üst baş perişan, selam vererek içeri girdi. Şöyle bir tarafa yıkıldı, çok sarhoştu. Biraz geçtikten sonra rakı dolu mataradan birkaç yudum aldı. Fakat artık bir yudum bile içecek hali kalmamıştı. Nihayet neyini alarak üstadın oturduğu koltuğun önünde, onun dizi dibinde yere oturdu, üflemeye başladı. O halde muhrik bir taksim yaptı. Baktık, üstadın gözlerinden sessiz sessiz yaşlar dökülüyordu. Neyzen bunu görünce neyi bıraktı, üstadın boynuna sarıldı. Sakalından, yanaklarından öpmeye başladı. Öptü, öptü… Biz bu manzara karşısında mebhut kaldık. Akif neye ağladı? Neyin hazin sesine mi, Neyzen’in bu haline mi? Artık ne bizim sormamıza lüzum vardı, ne onun söylemesine…”

 Vaiz ve hatip Akif

Çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergileri dört bir yana dağılıyor, ‘ciğerinden kalemine kan çekerek’ yazdığı şiir ve makaleleri Rusya, Mısır, Suriye ve Anadolu’da büyük yankı uyandırıyor, dergilerin kimi sayıları defalarca basılıyordu. Akif bununla yetinmeyip başta İstanbul’un selâtin camileri olmak üzere, Anadolu’da cami kürsü ve minberlerine çıkıp vaazlar, hutbeler verir, cephelerde ateşli konuşmaları ile vatanın her bir köşesi işgal edilmiş bir milleti ayağa kaldırmak için çırpınır. Yine Eşref Edip, Akif’in işgal edilmiş İstanbul’da dergiyi çıkarma imkanı kalmayıp dergiyi orada çıkarmak üzere Kastamonu’ya gidişini ve orada Nasrullah Camii’nde verdiği vaazı şöyle anlatır: “Üstat, Sevr muahedesinin (anlaşmasının) öldürücü maddelerini herkesin anlayabileceği bir tarzda anlattı. Vatanın geçirdiği tehlikeleri halkın gözü önüne koydu. Vahdete davet etti, tefrikayı yerin dibine batırdı. Avazı çıktığı kadar bağırıyordu: ‘Milletler, topla tüfekle, zırhlı ile ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Ancak aralarındaki rabıtalar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi menfaatini temin etme kaygısına düştüğü zaman yıkılır… ‘Konuşma bittiğinde cemaat ağlıyordu. Ortalığı müthiş bir heyecan kaplamıştı. Üstat da kendinden geçecek dereceye gelmişti. Artık sesi kesiliyordu, çok yorulmuştu. Heyecanından kalbi duracak diye korkuyordum. Sonra ellerini kaldırdı duaya başladı. Aman Allah’ım, cemaatin halini görmeliydiniz. Galeyan içinde, binlerce sineden ‘Amin!’ sedaları yükseliyordu, herkes ağlıyordu. Üstat duayı bitirdi, kürsüden indi. Cemaat, etrafından ayrılmıyordu. Üstat, bir müddet istirahatten sonra camiden çıktı, büyük bir cemaat onunla birlikte Kastamonu caddelerini doldurdu. O heyecan bütün şehre yayıldı.”

Hâfız Akif

Merhum Mehmet Akif, milletinin çektiği dertleri ve bütün bir dönemin ıstırabını içinde ve şiirlerinde hıfzetmesinin yanı sıra, Kur’an-ı Kerim’i de hıfzetti. Yirmili yaşlarının başında Müderris İhsan Efendi’de başladığı hafızlığını tayini dolayısı ile hocası olmadan kendi kendine tamamladı. Mısır’da Kur’an’ı tercüme ederken hafızlığını yetkinleştirip Ramazanlarda her akşam hatimle teravih kılacak düzeye getirdi. Fransızca ve Farsçanın yanı sıra Arapçaya da bu dillerde yazılmış divanları şerh edecek düzeyde hâkimdi. Üniversitede verdiği Arap edebiyatı derslerinde bütün şiirleri ezberden okurdu. Cumhuriyet’ten sonra kendisinden Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ‘Senden daha güzel yapacak kimse yok’ denerek Kur’an’ın Türkçe mealinin yazılması istendi. Akif Mısır’da yıllarca gece gündüz bununla uğraştı vetamamladı. O dönemde Mısır’a giden Eşref Edip, bu mealin birkaç cüzünü okuduğunu belirtiyor ve ekliyor: “O ne sadelik, o ne ahenk! (…) Bir şiir gibi senelerce üzerinde işlenmiş hiçbir noktasında bir pürüz kalmamış… Su gibi akıyor, bir çağlayan gibi gönülleri heyecana veriyor. O vakit kanaat getirdim ki ‘Yeryüzünde Akif’ten başka o selasette (ifadede akıcı ve ahenkli) ve kuvvette Kur’an’ı Türkçeye tercüme edebilecek kimse yoktur.’ diyen Süleyman Nazif haklıdır.” Ancak onca ısrara rağmen Akif, bu meali hakkıyla yapamadığı gerekçesi ile teslim etmedi. Akif’in kimi dostları onca ısrara rağmen tercümenin aslının yerine okutulmasından endişe ettiği için bu meali vermediğini söyler.

Fakir ve cömert Akif

Yakın dostlarından Hasan Basri Çantay anlatıyor: Üstat, bütün hayatını fakr-u zaruret içinde geçirdi. Böyleyken halinden şikâyet ettiğini ne ben ne de diğer yakınları, hiç duymadık. Bununla beraber kendisi gayet cömert idi. Kesesinde kaç kuruşu var ise isteyene istemeyene dağıtırdı. Hiç unutmam, bizi Ankara’da evine çay içmeye çağırmıştı. Biz gitmek üzere iken o, koşa koşa bize geldi, dedi ki: ‘Bu akşam çayı sizde içeceğiz.’ Ben tabii memnun oldum. Fakat bunun sebebini de anlamak istedim. Sordum, gülerek dedi ki: ‘Bizim odanın kilimini bir fakire vermişler.’ O oda ki mefruşatı zaten o tek kilimden ibaretti ve onu da bir fakire veren kendisi idi. Yine müthiş bir kış günündeyiz. Akif’i kır bir ceketle görüyoruz. Üşüyor; ama hissettirmemeye çalışıyor. Araştırdım; paltosunu evinin kapısına gelen çıplak bir fakire giydirmiş!”

 Vefalı ve öfkeli Akif

Hasan Basri Çantay aktarıyor: “Samih Rifat Bey, bir gün Akif’in sevmediği bir adamı koluna takarak -güya Akif ile barıştırmak için- onun bulunduğu bir yere getirmişti. Akif o zatı karşıdan görür görmez yayından boşanmış ok gibi dışarı fırladı. Bir daha dönmedi. Ben bu yaptığının iyi olmadığını söylediğim zaman bana şöyle cevap vermişti: ‘Evet ayıp ettim. Samih buna meydan vermeyecekti. Benim o adamla zorum yok. Fakat mukaddesatıma sövdü o. Basri, o benim evladımı öldürseydi belki affedebilirdim, hanümanımı söndürseydi yine affedebilirdim, yüzüme tükürseydi yine geçebilirdim, mademki bana gelmiştir ve onu aziz bir dostum getirmiştir. Fakat o benim mukaddesatıma sövdü!’ Şair Tevfik Fikret ile aralarının açılması da o yüzden olmuştur.”

Şair Akif

Akif’in Ankara’da ilk Meclis’te Burdur milletvekili olarak bulunduğu ve Taceddin Dergâhı’nda kaldığı zamanlardır. Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı), Milli Mücadele’nin mukaddes büyüklüğünü ve bağımsızlık ruhunun simgesi olacak bir marşın yazılması için ülke çapında bir yarışma açar. Ödülü 500 liradır. Kısa sürede yüzlerce şiir gelir kurula. Ancak istenen, beklenen şiir gelmemiştir. Akif, yarışmaya katılmaz. Gerekçesi çok geçmeden anlaşılır: “Milletimin kurtuluş müjdesini verecek, imanımı terennüm edecek bir eseri parayla yazamam!” Kurulun başında olan Hamdullah Suphi bir mektup yazar Akif’e, mutlaka bir eser göndermesini ister, para konusunun istediği şekilde çözüleceği konusunda onu temin eder. Öyle bir dönemdir ki silahlar alınmış, ordu terhis edilmiş, Anadolu Yunan, İngiliz, Fransız ve Ermeni işgali altında… Yurdun her yerinden toplu kıyım haberleri geliyor, feryat ve matem sesleri yükseliyor. Akif, bütün bunların ortasında, bir gece sabahlar ve şiirini yazıp gönderir. ‘Şiir birkaç gün sonra da Meclis’te okunur. Bundan sonrasını Eşref Edip’ten dinleyelim: “Mebusların alkışlarından Meclis’in tavanları sarsılıyordu. Ruhları o kadar heyecan kaplamıştı ki batan Meclis, yekpare bir kalp halinde dalgalanıyordu. Üstat ise mahcubiyetinden, başını kollarının arasına sokmuş, sıranın üstüne yumulmuştu.” Safahat’ta bu şiirin olmadığını gören ve sebebini soranlara Akif, ‘O benim değil, milletimindir.’ cevabını verir.

Son yolculuğunda Akif

Akif’in son yolculuğuna dair ayrıntılar da bu üç dostunun gözünden... Cenazesi tıpkı kendisi gibi, içten bir merasime sahne oldu. Hava soğuktu, şiddetli bir poyraz esiyordu, kar yağmıştı, her yer bembeyazdı. Naaşı, örtüsüz, üstü açık bir tabutla Beyazıt Camii’nin bahçesine getirildi. Caminin bahçesinde bekleyen öğrenciler, tabutu görünce hüngür hüngür ağlamaya başladı. Öğrencilerin bazıları hemen etrafa dağıldı. Çok geçmeden ellerinde büyük bayraklarla dönüp tabutu bu bayraklarla sardılar. Çıplak bir tahta olarak gelen tabut, musalla taşında al sancaklarla, Kâbe örtüsü ile donatıldı. Akif’in dostları, şairler, edipler, yazarlar ve üniversite talebeleri ve hocaları vardı. Kuruluşunda canla başla çalıştığı devletin hiçbir temsilcisi cenazede nedense yoktu. Gençler Akif’in cenaze arabası ile götürülmesine razı olmadı. Hatta omuzlarına bile koymayıp Edirnekapı Şehitliği’ne kadar ellerinin üzerinde taşıdı. Herkes ağlıyordu. Akif’in defninden, okunan Kur’an-ı Kerim’den ve duadan sonra kabri başında konuşmalar yapıldı. Hıçkırıklar eşliğinde dinlenen ve yapılan konuşmaların sonuncusu şu müthiş cümlelerle tamamlandı: “Ey Çanakkale şehitleri! Sizi terennüm eden Akif misafirinizdir. Ona iyi bakınız! Ey Akif nisyandan korkma! İstiklal Marşı söylendikçe unutulmazsın! Ve bu marş, Türklük yaşadıkça vardır!”
 
 
 

siTene eKle | Görüntüleme sayısı: 624 | Yazdır | e-Posta

  yoRum yaZ
RSS yorumları

Yorum yazabilirsiniz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

Gazi ilköğretim Okulu GaziBiriNci
Eğitim Bir Sevda İşidir. Eğitimin Gülen Yüzü.
Aman vermeyen şirinlikte bir muhabbettir eğiti[şi]m.

 
< Önceki   Sonraki >

Şehir Yazıları
Tarihi Kulede Resim, Heykel Sergisi

 Tarihi Payas Cin Kule'de "Cerahete İcraat" adlı resim heykel sergisi açıldı...

Okulumuz öğretmeni Gözde Atlas'ın girişimleriyle Payas Belediyesi sponsorluğunda “CERAHATE İCRAAT” gurubunun resim, heykel ve fotoğraflardan oluşan karma sergisi Payas Cin Kule'de açıldı.

 
 

 

Son Yorumlar

Yardımcı kaynak ki...
matematik
işallah matematiğim iyi düşer
Dahası...
Yazan @ ilke

Karagöz, Gazi'yi h...
:grin orada bende vardım.
Dahası...
Yazan @ nisa soylu

5.B Sınıfı Çanakka...
çanakkale gezisi
işte bizim sınıf :D [B]null[/B]
Dahası...
Yazan @ emre

"Okul Sütü Akıl Kü...
Güzel ama yeterli değil...
Bence bunu tüm sınıflara uygulamalılar çocuklar okuldan gazlı ...
Dahası...
Yazan @ Abdullah Faruk ÇİFTLER

Gazi ilkğretim Oku...
bu bizim sınıf :grin :grin :grin :grin :grin 8)
Dahası...
Yazan @ nisa

Site Takip

DuyurulaR...

Öğretmenimiz Oğuz Yıldız'ın kızı oldu.
23.04.2012 18:30
Sınıf Öğretmenimiz Oğuz YILDIZ'ın bir kızı oldu. Hocamıza göz aydınlığı diliyor, "Allah analı-babalı büyütsün"... Devamını oku...
Resim Sergisi 25 Nisan'da
18.04.2012 07:45
Gözde Atlas Resim Atölyesi Öğrencileri Resim Sergisi 25 Nisan-2 Mayıs tarihleri arası Gazi İlköğreim Okulu salonunda izleyiciler... Devamını oku...
Öğretmenimiz Mustafa Direk'in bir oğlu oldu
15.03.2012 13:25
 Beden Eğitimi öğretmenimiz Mustafa Direk'in nur topu gibi bir oğlu oldu. Hocamıza göz aydınlığı diliyor, "Allah analı-babalı... Devamını oku...
Öğretmenimiz Sultan Çömlekçioğlu'nun bir oğlu oldu
15.03.2012 13:23
 Teknoloji ve tasarım öğretmenimiz Sultan Çömlekçioğlu’nun nur topu gibi bir oğlu oldu. Hocamıza göz... Devamını oku...
31. Pınar Resim Yarışması
12.03.2012 21:11
Tam 31 yıldır çocukların resimle yaratıcılıklarını sergileyebilmelerini sağlayan Pınar Resim Yarışması, bu yıl “Haydi Hayallerimizi... Devamını oku...
Yunus Emre yarışması
12.03.2012 21:03
Eskişehir Valiliği, 02-06 Mayıs 2012 tarihlerinde yapılacak olan Yunus Emre Anma Etkinlikleri çerçevesinde resim, şiir, makale... Devamını oku...
Öğretmenimiz İbrahim Arslantaş'ın annesi vefat etti
27.02.2012 10:18
Öğretmenimiz İbrahim Arslantaş'ın annesi vefat etti. Öğretmenimize başşağlığı, annesine Allah'tan rahmet diliyor, mekanı cennet... Devamını oku...

Tıkla; Doyur!

OkuL maGAZİn


KiTap FaResi


Üye Girişi

Giriş Yap/ Üye Ol

Gazi E-Grup

Bu grubu ziyaret et ve kayıt ol
Öğrenciler, Öğretmenler ve mezunlarımız! Okulumuzun facebook e-grubu açılmıştır. Yukarıdaki linkten üye olabilirsiniz...

GezginLer

Şuanda 21 konuk çevrimiçi

OkuldakiLER?


Kimler geLdi, kimLer geçTi

mod_vvisit_counterBugün128
mod_vvisit_counterDün204
mod_vvisit_counterBu hafta1717
mod_vvisit_counterBu ay5090
Üyeler: 829
Haberler: 1325
Web Bağlantıları: 31
ToPlaM ZiyaReT: 9121153

ÜyeLer

829 üye kayıtlı
0 bugün
0 bu hafta
9 bu ay
En son: ofrqrifexf

Dörtyol Hava Durumu

Dörtyol