|
Halep Hz. İbrahim peygamberle özdeşleşmiş bir şehir. Hz. Zekeriya peygamberin kabri burada, Hz. Mevlana buranın medreselerinde eğitim görmüş. Mimar Sinan ilk camisini Halep’e yapmış. İbn Sina bir süre burada yaşamış. Kerem’in Aslı’ya olan aşkından yanıp kül olduğu yer yine burası. Daha nice tarihçi, şair, mutasavvıf ve yazarı ağırlamış bu şehir. Kimine doğum, kimine sürgün, kimine de idam yeri olmuş. Kısacası öğrendikçe insanı saran, etkileyen ve dahası bir an önce görmek için meraklandıran bir şehir Halep.
Güler Doğan'ın Halep gezisini anlatan yazısı...
Okul müdürümüz Erdoğan Bey 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla folklor ekibimiz ve bir grup öğretmenle Türk konsolosluğunun davetlisi olarak Halep’e gidileceğini söylüyor. Gidecek olanlar belirleniyor. Hazırlıklar başlıyor. Gidecekler arasında ben de varım. Hemen bilgisayarın başına oturup Halep hakkında ufak bir araştırma yapıyorum. Bir zamanlar “Şarkın Melikesi” yani doğunun kraliçesi olarak adlandırıldığını öğreniyorum. Merakım daha da artıyor. Doğunun kraliçesi olduğuna göre görülmeye değer olduğunu düşünüyorum. “Halep” kelimesi Arapça süt anlamına geliyormuş. Bu ismin verilme hikayesi de çok ilginç. Hz İbrahim burada yaşamış, bir çok koyunu varmış ve gelene geçene onlardan sağdığı sütü dağıtırmış. Bunun için süt veya süt veren anlamında Halep olarak adlandırılmış burası. Kimler geçmemiş ki Halep’ten?
Hz. İbrahim peygamberle özdeşleşmiş bir şehir. Hz. Zekeriya peygamberin kabri burada, Hz. Mevlana buranın medreselerinde eğitim görmüş. Mimar Sinan ilk camisini Halep’e yapmış. İbn Sina bir süre burada yaşamış. Kerem’in Aslı’ya olan aşkından yanıp kül olduğu yer yine burası. Daha nice tarihçi, şair, mutasavvıf ve yazarı ağırlamış bu şehir. Kimine doğum, kimine sürgün, kimine de idam yeri olmuş. Kısacası öğrendikçe insanı saran, etkileyen ve dahası bir an önce görmek için meraklandıran bir şehir Halep. İnternet araştırmalarımız böylece sürüp giderken nihayet 23 Nisan gelip çatıyor.23 Nisan sabahı saat 7.00’de okulun önündeyiz. Herkes çok heyecanlı. Öğrencilerimiz için bu bayram çok daha özel olacak mutlaka. Çocuklarını uğurlamaya gelen ailelerle vedalaştıktan sonra herkes otobüste yerini alıyor ve yolculuk başlıyor. Maalesef muavinimiz yok ama Aygül Hanım imdadımıza yetişiyor, hem o güzel sesiyle güzel türküler söylüyor, hem de çay servisini yapıyor. Arasak böyle muavin bulamazdık. Servis bittikten sonra alıyor mikrofonu eline, türküye doyuruyor bizi. Saat 9.40… Türk sınır kapısından çıkıyoruz. Suriye sınır kapısı Babül Hava’da konsolosluğun gönderdiği rehberlerimiz karşılıyor bizi. Herkes etrafı daha büyük bir dikkatle izlemeye koyuluyor. Nede olsa artık yabancı topraklardayız. Yeşil gitgide azalıyor. Etraftaki bakımsızlık, garibanlık dikkatimizi çekiyor. Fakat Halep’e yaklaştıkça bu manzara değişiyor hayran hayran etrafı izliyoruz. Binalar çok güzel. Şehrin planlı ve ferah bir görünümü var. 11:45‘te Türk Kültür Merkezi’ndeyiz. Burada sınır kapılarındaki beklemelerin verdiği yorgunluğu atıyoruz. Bir grup öğrenci ve müdürümüzle konsolosluğa çıkıyoruz. Konsolos Suphi Atan ve başkonsolos Ali Kemal Aydın’ı ziyaret edip davetleri ve ilgilerinden dolayı teşekkür ediyoruz. Hediyelerimizi takdim edip yanlarından ayrılıyoruz. Rehberlerimiz kısa bir şehir turundan sonra yemek yenileceğini söylüyor. Tekrar otobüsteki yerlerimizi alarak Halep’te tura başlıyoruz. Müdürümüz rehberlerle bizi tanıştırıyor. Üçünün adı da Muhammed. Karışıklığı önlemek için Erdoğan Bey hemen bir çözüm buluyor: Muhammed I, Muhammed II ve Muhammed III. Evlerinin mimari yapısı, estetiği ve renkleri çok etkiliyor hepimizi. Evlerin hepsi kepenkli. Evlerin dışında boya kullanılması yasakmış, hepsinde sarımtırak bir taş kullanılmış. Bu taşın Halep’e has Kayşani adı verilen bir taş olduğunu öğreniyoruz. Sokakların ıssızlığı dikkatimizi çekiyor. Bu saatte herkesin uykuda olduğunu söylüyor Halepli rehberimiz. Daha öğle vakti olmasına rağmen bütün kepenkler kapalı. Burada hayat 16:00’dan sonra başlarmış ve gece 4-5’e kadar sokaklar dolu olurmuş. Bu arada trafik tam bir keşmekeş. Sinyal kullanılmazmış, onun yerine şoför kolunu camdan çıkararak işaret verirmiş. Rehberimiz otobüsteki öğretmenlerin büyük çoğunluğunun bayanlardan oluştuğunu görünce Halepli bayanların yaşantıları hakkında bilgilendiriyor bizi. Tüm sebzelerin temizlenmiş, bazılarının pişirilmiş olarak satıldığını, her evde bir hizmetçinin olduğunu söylüyor. Bayanların gecenin geç saatlerine kadar yalnız olarak gezebildiğini belirtiyor. Anlatılanlar hepimizin çok hoşuna gidiyor fakat ardından ekliyor; evlilik cüzdanlarında dört bayan hanesi var. “Aman biz sebzelerimizi kendimiz temizleriz” diyor, halimize şükrediyoruz.
Yemek yiyeceğimiz lokantaya geliyoruz. Mönüde kebap var. Her ne kadar kebabın ana vatanının Halep olduğu söylense de Adana kebabımızın daha güzel olduğuna karar veriyoruz. Ama Halep’in humusuna diyecek yok. Yemekten sonra kaleye doğru yola çıkıyoruz. Halep’teki tek yükselti olan doğal bir tepenin üzerine kurulmuş kale. Hititler döneminde burada bir tapınak varmış. Söylenildiğine göre dünyanın en büyük kalelerinden biriymiş. Roma, Abbasi, Eyyubi, Selçuklu, Osmanlı izlerini taşıyor. Bugünkü kale Selahattin Eyyubi‘nin oğlu tarafından yaptırılmış. Etrafı 20 m derinliğinde hendekle çevrilmiş. Bu hendeğin tekrar su ile doldurulması için bir proje hazırlandığını öğreniyoruz. Kalenin bir özelliği de hiç bir zaman zaptedilememiş olmasıymış. Kaleden Halep’e bakıyoruz. Bütün şehir ayağımızın altında, sadece kendi etrafımızda dönerek şehrin dört bir yanını görebiliyoruz. Ne kadar sade bir şehir, tek renkli, mütevazi fakat büyüleyici bir görüntüsü var. Tek eksik şey sanırım yeşil renk. Kale içerisinde büyük cami ve küçük cami, odalar, mahzenler, zindanlar var. Odalarda akustiği sağlamak için düzenekler oluşturulmuş. En çok kral odası dikkat çekiyor. Bu odaya girdiğinizde zamanı tamamıyla yitiriyorsunuz. Duvarlar ahşap süslemeleri ile, yerler mermerlerle kaplanmış. Tavandaki ahşap işlemelerin arasındaki vitraylar göz alıcı. Bu odadan, kralın zor durumlarda kaçması için yapılmış gizli yolu kullanarak kalenin dışına çıkıyoruz. Zamanımız kısıtlı olduğundan kaleyi doya doya gezemeden ayrılıyoruz.
Sur dipleri her zaman ticaretin en canlı olduğu yerler olurmuş. Gerçektende kalenin biraz ilerisinde bir bedestenin varlığı bunu ispatlıyor. Halep, Osmanlı döneminde ticari açıdan çok önemli bir merkezmiş. Özellikle dokumacılıkta Bursa’dan sonra ikinci merkez durumundaymış. Bu çarşının yapımına Yavuz Sultan Selim döneminde başlanmış, Kanuni döneminde bitirilmiş. 10.000 m2lik alanı ile Orta Doğunun en büyük kapalı çarşısı. Kapalı çarşıya girmeden rehberlerimiz uyarıyor, kaybolabilirsiniz birbirinizden ayrılmayın. Çarşıya giriyoruz. Rengarenk kumaşlarla dolu her yanımız. Canlı renklerdeki kumaşlar pırıl pırıl pullar ve simlerle işli. Baharatların kokusu sarıyor her yanı. Geçmişe bir yolculuk yapıyoruz sanki. Çarşının cezbedici güzelliği karşısında uyarılara aldırmadan herkes bir yana dağılıyor. Sedef kakmalı kutular Yüksel Hanım’ın dikkatini çekiyor. Başlıyor pazarlığa (pazarlık yapmamız konusunda önceden tembihlenmiştik çünkü). Çarşının sonuna geldiğinde artık rehbersizde alış veriş yapacak kadar işi ilerletiyor. Çarşının büyüleyici ortamından çıkmak istemesek de buraya ayrılan zamanın dolduğu söyleniyor ve ayrılıyoruz. Çarşının hemen yakınında ise Emevi Camii yer alıyor. Burası Yahya Peygamberin babası olan Hz. Zekeriya peygamberin kabrinin yer aldığı camii. Caminin avlusuna girer girmez bir huzur kaplıyor içinizi; o kadar geniş ve ferah ki. Bu caminin Şam’daki Emevi Camiinin bir örneği olduğunu ve islam mimarisinin tüm özelliklerini taşıdığını öğreniyoruz. Bu arada bir sosyal bilgiler öğretmeni olarak Yavuz Sultan Selim’in Mercidabık Savaşı’ndan sonra bu camide kıldığı namazı anlatmadan geçmek olmaz. Yavuz Sultan Selim Mercidabık Zaferi’nden 4 gün sonra dönemin en zengin ve büyük şehirlerinden Halep’e girer. Burada 18 gün kalır. Emevi Camii’nde kıldığı ilk cuma namazından sonra 29 Ağustos 1516’da halife ilan edilir. Böylece halifelik Abbasilerden Osmanlılara devredilmiş olur. Caminin hatibi Yavuz adına hutbe okuyarak Yavuz’u “ Hakimü’l- Harameyni’ş Şerifeyn” yani "Mekke ve Medine’nin Hakimi” diye anmıştır. Yavuz müdahale ederek “hakim” kelimesini “hadim=hizmetkar” şeklinde düzeltir (Bundan sonra tüm camilerde bu şekilde zikredilmiştir). Yavuz Sultan Selim halife olmanın heyecanıyla ağlamış ve oturduğu yerdeki seccadeyi kaldırarak alnını caminin mermer zeminine değdirmek suretiyle şükür secdesine kapanmıştır.
Hz. Zekeriya peygamberin huzuruna çıkıp dualarımızı ediyoruz. Çok kısa sürse de caminin manevi atmosferi iyi geliyor bize. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyoruz. 23 Nisan dolayısıyla Türk Konsolosluğu’nun hazırladığı programa katılmak üzere tekrar yola koyuluyoruz. Hava kararmasına rağmen şehir ışıl ışıl, her yer aydınlatılmış. Kalabalığın arttığını fark ediyoruz. Mağazalar o kadar gösterişli ki bayanlar “Neden daha önce buralara getirmediniz?” diye rehberlerimize serzenişte bulunuyorlar. Programın yapılacağı salona geliyoruz. Kültür merkezinin hocaları sunuculuk yapıyorlar. Türkçe bilmeyen Halepli çocuklardan “Bayrağım” şiirini, “Katibim” şarkısını dinlemek heyecanlandırıyor hepimizi. Sunucunun belirttiğine göre 9/10’u Türkçe bilmeyen çocuklardan oluşan koronun söylediği Türkçe marşlar bir anda kendimizi vatanımızda hissettirdi. En son okulumuzun Halk Oyunları Ekibi sahneye çıktı. Harika bir gösteri sergileyerek okulumuzu en güzel şekilde temsil ettiler. Kültür merkezinde Türkçe öğrenen gençlere konsolos tarafından sertifikalarının verilmesiyle program sona eriyor.
Böylece artık dönme vakti geliyor. Otobüsteki yerlerimizi alıyoruz. Akşam kumanyalarımızı vererek bizi mahcup eden konsolosluk görevlilerine teşekkür ediyoruz. Halep ışıl ışıl, “daha görülecek çok yer vardı” der gibi bize. Şair Namdar Rahmi Karatay gibi “İşte geldik gidiyoruz, şen olasın Halep Şehri” diyerek Şarkın Melikesi ile vedalaşıyoruz. Güler Doğan siTene eKle | Görüntüleme sayısı: 4348 | Yazdır | e-Posta
|
- Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
- Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
- Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
- 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
- Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
|
Gazi ilköğretim Okulu GaziBiriNci
Eğitim Bir Sevda İşidir. Eğitimin Gülen Yüzü. Aman vermeyen şirinlikte bir muhabbettir eğiti[şi]m. |