 "- Ne iş yapıyo bu çocuk?" - Tasarımcı anne. - Tasarımcı mı? Sen senin hakkında ne tasarlıyor kızım onu söle bana onu sölee.." Cızırtt! "- Bağırsak düzensizliği hakkında ne düşünüyorsunuz?" "- Bağırsaklarım bağırıyor. Ama bu yoğurdu yidimmi susuyor.. Cızırtt! " Borsada yükselişe geçen hisselerin, ekomik dalgadan etkilenmemesi için her..." Cızrtr! " Ocağınız leş gibi mi oldu? Eviniz kalk gidelim mi diyor? O halde bu size yeter. Silivır Ativır'la tüm kiri pası silip atın...." Cızrtt!
" O kocam olacak yırtıcı mahluk beni annemi evden kovarkene, ben saçımı süpürge ederkene...." Beyin kanallarımda ne kadar sinir düğmesi varsa hepsine tek tek basıyor bu terelelli vizyon kutusu. Belki beş saniyeden fazla kalabileceğim bir kanal bulurum diyerek son bir umutla bir kanala daha basıyorum. Bakmamla başımı çevirmem bir oluyor. Meğer kanal-izasyon kanalıymış. Düğmelere bastıkça beynime deliler doluyor. Bir kanalda adamın teki kadının birini satırla kuşbaşı yapıyor, diğer kanalda kızın teki sakız şişirip suratına patlatıyor, öbür kanalda gözlük takmış köpekler piyano çalıyor, beriki kızın kafasına silahı dayamış "evlen benimle, seni çok mutlu edicem" diyor, diğeri "dişinizi bununla fırçalayın sevgiliniz sizi beğensin" diyor. Tüm bu görüntü trafiğini çözmek için bir tane akıl polisi yetmez ki. Özel tim lazım. Kanallardan akan tüm atık maddeler beynimize doluyor. Gel de zihni temizle. Ve bu medeniyet denilen tek gözlü canavarın uzaktan kumanda denilen pençesi hepimizin tek tek gırtlağını sıkıyor. Uzaktan kumandaymış. Nesi uzaktansa. Devamlı elimizin altında olan şey nasıl uzaktan oluyormuş. Sen kimi kandırıyorsun hanım? Ha ne diyoduk? Resmen yakından kumanda işte. Hatta o bir cihaz bile değil. Beynimizin istediği düğmesine basıp, istediği düşünce kanalını açan bir kumandan o. Üzerinde özellikle "Çocukların erişemeyeceği yerlerde saklayınız" şeklinde bir uyarı bulunması gereken zaman ayarlı bu bomba, zamanı geldiğinde öyle bir patlıyor ki ortaya görünüşü çocuğa benzeyen uzaylılar çıkıyor. Ben böyle kendi kendimle vıdıvıdı düşünürken, komşunun büyümüş fakat sadece bedeni küçükmüş kızı, dudağında annesinin rujuyla giriyor içeri. - Abla babam maç izliyoo, dizim başladı izletmiyoo, n'ooolur sizde izlim mii? Aç n'ooolur" - Neymiş senin dizin bakiym - Perili ayakkabı çekeceği. Haydi komşu kızı belasına açıyoruz diziyi. Ve oturuyor televizyonun dizinin dibine öyle bir izlemeye başlıyorki, resmen gözleriyle ekranı vakumluyor. Bir tek kareyi dahi atlayacağım diye gözünü dahi kırpmıyor. Bir gülüyor, bir kaşlarını çatıyor, bir ağlamaklı oluyor. Yüzünde binbir sahne oynuyor. Televizyon kızın içinden dışına yansıyan bu ifade kanallarını uzaktan kumandasıyla bir bir açıp kapıyor. Bir nikah sahnesi ve papaz evlenecek çiftlere iyi günde, kötü günde, ekonomik krizde, kayınvalide de görümcede, yemeklerden önce yemeklerden sonra, aç karnına ve tok karnına birlikte olup olamayacaklarını soruyor. İkisi de sazan gibi "Eveeet" diyorlar. Bu sadece kaçan ve de kovalayan tiplerin olduğu salak diziyi yaşamsal bir ihtiyaç açlığıyla izleyen komşu kızına bakıyorum. Televizyondaki bu nikah sahnesini "Ahh ahh! Nerde o günler!" der gibi öyle bir gıptayla izliyor ki, o an dünyada onun için televizyon ve kendinden başka hiç kimse kalmıyor. Arada bir içini çekip, kendini beyazlar içinde salınan ve damadı öpmek için start bekleyen dizi gelininin yerine koyuyor. Nasıl özeniyor nasıl özeniyor anlatmam. Büyüdüğünde belediyenin nikah salonunda mı yoksa kilisede mi evlenmek istediğini sormuyorum. O diziyi seyrediyor, ben kızı seyrediyorum. Ve dizi en can alıcı yerinde şrrak diye bitiyor. Kız da sıçrayıp hayata dönüyor. Ve bana niyeyse teşekkür edip dizinin geri kalanını hayallerinde çevirmeye evine gidiyor. Moralim kısa devre yapıyor. "Neyse halim çıksın falim" hesabı bir kanala basıyorum. Nasıl olduysa bir belgesele denk geliyorum. Maymunlar alemi var. Hem de gerçek maymunlar. İki maymun aynen insan gibi oturmuş birbilerinin bitlerini ayıklıyorlar. Tam o anda "Oo kaynanam seviyomuş" der gibi üçüncü bir maymun çıkıyor ortaya. Ve durup dururken bir tanesinin ense köküne okkalı bir tokat yapıştırıyor ki, ense sahibi feleğini şaşırıyor. Canı yanan durur mu? Haydee kaavede kavga çıkıyor. Birbirlerine giriyorlar. Afrika'ın ortasında mahalle kavgası. Sonra kaplanın teki bir ceylanı 5. vites kovalıyor. Katil balinalar penguenlerin üzerine atlıyor. Yılan zebrayı sokuyor. Vampir çiçekler şak diye yakaladıkları böcekleri miğdeye indiriyor. Kurbağalar dillerini uzatıp, lay lay lom diye uçan kelebekleri yutuyor. Kısacası güçlü zayıfın bir şekilde icabına bakıyor. Düşünüyorum. Vahşi insanlar hayvansa hayvanlar kim? Tam o sırada belgeseli sunan adam içimi okumuş gibi ekrandan bana bakıyor. "Hayvanların bu kadar vahşi olmaları sadece ve sadece yaşama çabalarındandır. Hiçbir havyan asla zevk için öldürmez. Zevk için öldüren tek varlık sadece insandır...!" Mine SOTA
Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
siTene eKle | Görüntüleme sayısı: 529 | Yazdır | e-Posta
|
- Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
- Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
- Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
- 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
- Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
|
Gazi ilköğretim Okulu GaziBiriNci
Eğitim Bir Sevda İşidir. Eğitimin Gülen Yüzü. Aman vermeyen şirinlikte bir muhabbettir eğiti[şi]m. |